Home / Bayraksız Yazılar / Hayır Meclisleri ve Mücadelenin Toplumsallaşması – Eymen Demircan

Hayır Meclisleri ve Mücadelenin Toplumsallaşması – Eymen Demircan

Eymen Demircan

 

2017 Referandumuna Hayır Meclisleri damga vurmuştur. Bana göre tarihin en iyi seçim kampanyalarından birini yaratmıştır. Tabandan, halkın öz gücüyle yükselen bu kampanya bize çok şey gösterdi ve öğretti. Birlik olmanın önemini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Meclisler, topluma örgütlü bir şekilde Hayır demenin yolunu açtı. Bunu doğru bir yolla yaptı, büyüdü ve hızlı bir şekilde yayıldı. Gezi’de olduğu gibi her renkten, her düşünceden insanla birlikte ortak bir hedefe yürümenin başarıya ulaşacağını bir kez daha gösterdi. Halkın Hayır mücadelesi verebileceği bir alan olmaması sebebiyle kuruldu meclisler. Siyasi alanda güçlü bir yapının olmaması önünü açtı. Ortaklaşmış, halkın içine dahil olabileceği bir yapının yokluğu nedeniyle güçlendi. Çok güzel bir örnek yarattı. Bu örneği sahiplenerek, daha güçlendirerek; illerde, ilçelerde ve mahallelerde örgütlememiz bizi başarıya götürecek tek yoldur.

DİB Meclisinde alınan karar ile ilk toplantılar DİB Kadıköy olarak Ocak ayının başında başladı. Örgütlü ve örgütsüz bireylerin katıldığı toplantılarda kendine şekil verdi. Ocak ayının içinde yapılan toplantılarla birlikte; halka dayatılan referandum vesilesiyle, katılımcıların ortak mutabakatı ile adı Hayır Kadıköy olarak değişti. Hayır Meclislerinin ilk adımı atıldı. Yapının oluşumu ile yapılan ilk geniş duyurulu meclis toplantısının yeri talihsiz nedenlerle 1 hafta içinde 3 kez değişmesine rağmen çok büyük bir katılımla gerçekleşti. Son 2 gün yapılan çağrıya rağmen maksimum 400 kişilik salona 800 kişiye yakın insan geldi. Salona sığmayan insanlar sebebiyle toplantının yapıldığı yere yakın bir parka projeksiyon kuruldu. Çok büyük bir moralle yolculuğa başlanmış oldu.

Üsküdar, Beşiktaş, Şişli, Sarıyer, Fatih, Bakırköy ve Beyoğlu gibi ilçelerde Kadıköy’ün perspektifini sahiplenerek kendi yerelinde halka açık toplantılar yapmaya başladı. Meclisler genişleyerek yayıldı. Seçim süreci içerisinde sadece İstanbul’da 30 kadar meclis oluştu. Zamanla meclisler arası koordinasyon kuruldu ve ortak hareket etmenin yolu açıldı. Birçok meclis AKP’den önce sokağa indi. Hayır diyen parlamentodaki muhalefet partileri daha sokağa inmeden meclisler çoktan çalışmalarını başlatmıştı. Sadece Kadıköy’de 4 milyona yakın materyal basıldı ve dağıtıldı. Birçok meclis Kadıköy dışında kendine özgü materyal bastı. Meclisler merkezlere sıkışan değil, mahallelere ve sokaklara yayılan bir kampanya yaptı. İnsanları sabahın erken saatlerinde işe giderken bildirileriyle uğurladı, akşam olduğunda yine meydanlardaydı. İki ay boyunca renkli ve işlevli bir propagandayla sokaklar asla boş kalmadı.

Masa başında kurulan “örgütlerin örgütlülüğü” biçiminde, dikey bir yöntemle, yukarıdan aşağıya değil; tabandan, yerelin talebinin koordineli bir şekilde merkezi bir yapıya yansıdığı sistem izlendi. Hiyerarşik merkezi bir yapı olmadan, birey hukuku gözetilerek, yatay örgütlenme esas alınarak meclisler oluştu. Her katılımcının sözü ve iradesi bu şekilde mücadeleye yansıdı. Mücadele sürekliliği bu şekilde sağlandı. Katılımcılar meclisi sahiplendi ve ileriye götürdü. Yapılan işlerin koordineli ve güçlü olması sebebiyle moral düşüklüğü hiç yaşanmadı. Meclislerin sadece 2 ay içinde bu kadar hızlı ve geniş bir şekilde yayılmasının en önemli sebebi doğru bir işleyiş, hukuk ve örgütlenme stratejisi izlemesiydi.

Meclisler sokağı ve cesareti tekrar kazandı

Hayır meclislerinin mücadeleye başladığı dönem hayli zorluydu. Bombaların patlatıldığı, OHAL hukuksuzluğunun hüküm sürdüğü, eylemlerin durduğu, basın açıklaması yapmanın bile zor olduğu bir dönemde meclisler kuruldu. Akademisyenlerin işten atılmasına, basın (TV,gazete,radyo) kuruluşlarının bir bir kapanmasına, dernek ve vakıfların kapanmasına, belediyelere kayyum atanmasına, seçilmiş milletvekili ve parti başkanlarının hapsedilmesine, ülke genelinde patlayan bombalara, yok edilen şehirlere, ülke içinde ve dışında süren savaş ortamına ses çıkaramaz durumdaydık. Meclislerin kurulması ile güçlerimizi birleştirdik ve halkı mücadeleye dahil edebildik. Sokağı ve cesaretimizi tekrar kazandık.

Özellikle Gezi’den sonra defalarca sol birlik girişimleri oldu. Neredeyse tamamı başarısızlıkla sonuçlandı. Bu girişimlerin başarısız olmasının en önemli sebebi masada ve örgütlerin örgütlülüğü biçiminde kurulmasıydı.  Hayır meclisleri masada değil, tepede değil, tabandan bir araya geldi. En kritik ve en önemli ilkesi birey hukukuna dayanmasıydı. Sadece kurum temsilcileri değil, hiç bir kurum temsiliyeti olmayanlarda söz sahibiydi ve karar mekanizmasına dahildi. Meclisler örgütlerin kararı ile değil tüm katılımcıların iradesi ile hareket etti, halkın gücünü böyle arkasına aldı. Toplantı ve forumlardan çıkan kararlar ile kendine yön çizdi. Bu sebeple büyüdü. Halk bu sebeple kendini içinde var edebildi. Eski örgütlenme biçimlerinin, bugün artık işe yaramayacağını meclisler bize gösterdi. Artık yeninin peşinden gitmemiz gerekmekte. Gezi Forumları yeni bir örgütlenme biçimi ortaya çıkardı. Çeşitli sebeplerden bir çoğu sönümlendi fakat yeni bir örgütlülük fikri ortaya çıkardı. Forumlar örneği başarısız olsa bile, herkese önemli bir tecrübe kazandırdı. O dönemde yapılan hataların, bugün yaptığımız doğrulara önemli bir katkı sağladı. Hayır Meclisleri bu örnekler üzerine inşa edilmiştir. Tüm deneyimler bize çok şey kazandırdı. Bu deneyimler ile; doğrularımız ve yanlışlarımızla birlikte güçlü bir toplumsal muhalefet öreceğiz.

Hayır Meclisleri bir seçim vesilesiyle ortaya çıktı.Referandum, güçlü bir toplumsal muhalefet yaratmaya imkan sağladı ve bu imkanı Hayır Meclisleri çok iyi kullandı. Fakat önemli olan bu yaratılan güçlü örgütlenmeyi güçlü bir yapılanma haline getirmek, bir adım öteye götürmek ve ülke geneline yaymak.

 

Referandum Gecesi, Sonrası ve Taban Örgütlenmesinin Önemi

Hayır Meclislerinin işlevinin, gücünün ve taban örgütlenmesinin öneminin ortaya çıktığı gün referandum akşamıdır. Referandum sürecindeki örgütlenme sürecinin doğruluğunun göstergesi o akşam ortaya çıkmıştır. Sonuçlar açıklanmaya başlandığında, YSK’nın hukuksuz açıklamasıyla birlikte seçime dair kuşkular ortaya çıkmıştı. Referandum akşamı hukuksuzluğu gören; Hayır’ın gayrimeşru bir şekilde çalındığına inanlar, Hayır Meclisleri öncülüğünde sokağa çıktı ve seçimi tanımadığını ilan etti. Seçim sonrası ortaya çıkan sokak hareketleri ülke tarihinde bir ilkti ve önemli bir demokratik deneyimdi. Seçim gecesi sonrası eylemliliklerin bir çoğu meclisler dışında kalan kurumlarla ortak bir şekilde örgütlendi. Meclisler dışında kalan kurum ve bireylerle örgütlenen eylemler sokağa ve mücadeleye güç kattı. İstanbul’un kent merkezlerinde başlayan sokak hareketleri ülkenin tümüne yayıldı. Bir hafta boyunca eylemlilikler devam etti. Demokrasinin sadece sandıkta değil, aynı zamanda sokakta olduğunu bir kez daha gösterdi.

  Özellikle ana muhalefet partisinin sokak hareketine güçlü bir şekilde destek vermemesi, hatta yer yer taş koyması mücadele sürekliliğini çok etkiledi. Gündemi 2019’a çekmek, seçimin gayrimeşruluğuna dair oluşan harekete fazlasıyla zarar verdi. Halkın hayırı açık bir şekilde çalınmıştı. Seçim sonrası ortaya çıkan raporlarda, Hayır diyen partilerin müşahitleri neredeyse sandıkların üçte birinde yoktu. Ölüler adına oy kullanmaktan, o şehirde olmadığını söyleyen adına oy kullanmaya, bir çok müşahitin sandığa sokulmamasından, aşırı derecede ortaya çıkan blok oylarla bu seçim tamamı ile gayrimeşrudur. Ortada bir suç vardır. AKP suç işlemiştir. Milyonların iradesine karşı sahte oylarla halkın hayırı çalınmıştır. Bir ülkenin sistemi meşru olmayan bir şekilde değişmiştir. Hayır Meclisleri açık bir şekilde işlenen bu şuça, gayrimeşru bir şekilde halka dayatılan diktatörlük rejimine sessiz kalmamıştır. Tüm baskılara rağmen sokağa çıkmıştır. Toplumu arkasına almıştır. Her renkten, her görüşten insan tek vücut halinde sokakta yan yana gelmiştir. 16 Nisan akşamı Gezi’nin bir yansımasıydı. Tamamı ile aynı oynamasa bile çok benzer yanı vardı. Yine sokakta birleşmiştik.

Özellikle 16 Nisan ve sonrası Kadıköy’de süre gelen eylemliliklerde, seçim sürecinde birlikte olamadığımız Haziran Hareketi ile yürüyüşler ortak bir şekilde organize edildi. Hayır Meclisi kurulurken her kuruma olduğu gibi Haziran Hareketi’ne de davet gitmiş fakat onlar ayrı bir şekilde seçim kampanyasını yürütmüştü. Fakat yollarımız 16 Nisan akşamı birleşti, koordineli ve organize bir şekilde 9 gün boyunca devam eden eylemlilikleri organize edebildik. CHP Genel Merkez olarak eylemliliklere destek vermese bile; bir çok yöneticisi, üyesi bizle birlikte yürüdü ve eylemliliklerin organizasyonunun bir parçası oldu. Seçim sürecinin başında HDP örgütlü bir şekilde meclislerin içindeydi fakat ilerleyen süreçte, kendi seçim kampanyasına odaklanması sebebiyle meclislere yeterli desteği veremedi. 16 Nisan Akşamı HDP’de meclislerin başlattığı yürüyüşe destek verdi. Zor günde hepimiz bir araya geldik ve güçlü bir hareket yarattık. Çok farklı insanlar, aynı hedef uğruna bir anda yine yan yana gelmişti. Gezi’deki yürüyüşümüzü devamlı hale getiremememiz sebebiyle karşımızdaki güç, her geçen gün gücüne güç kattı. Bu güce halkta destek verdi, fakat bu destek ne yazık ki geçmişte olduğu gibi anlık oldu bir zaman sonra sönümlendi. Aslında bazı sebeplerden biz de sönümlenmesine sebep olduk. Geçmiş geleceğin aynasıdır. Hatalarımızdan ders çıkarıp, güçlü bir toplumsal muhalefet oluşturmak geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.

Nasıl?

Her kurum ve örgüt bir mücadele aracıdır. Örgütleri amaç haline getirmek mücadeleye zarar verir. Onları bayraklaştırmak ve mücadelenin ötesine koymak ise bugünün en büyük sorunlarından biridir. Türkiye solunun en büyük sorunu ise fazlasıyla örgüt olması ve bunların birlikte hareket etmesinin çok zor olmasıdır. Solun siyaset arenasında sözünün olmayışının en büyük sebeplerden biri budur. Bugün geldiğimiz noktada örgütsel çıkarlar tamamı ile bir kenara bırakılmalıdır. Hayır Meclisleri bir olgu yarattı. Neredeyse tüm sol kesimler meclisler aracıyla; kendi bayrağını göstermeden, örgütsüz bireylerle eşit söz hakkına sahip olarak ortak bir seçim kampanyası yürüttü. Genişledi, büyüdü ve çok güzel bir olay yarattı. Biz olaydan daha çok, meclislerin yarattığı olguya sahip çıkmalıyız.

Hayır Meclisleri bir referandum vesilesiyle bir araya gelmiş örgütlenmedir. İçinde bir çok kurum ve bireyler vardır. Her kurum, her örgüt ve bireyler kendi ideolojisini ve görüşünü gizleyerek ortak hedef için birlikte mücadele etmiştir. Müşterekleşmiş ve karmalaşmış bir harekettir. Yerelden, yatay bir şekilde yayılarak örgütlenmiş ve genişlemiştir. Hiyerarşiye tamamı ile karşı bir şekilde kurulmuştur. Meclislerin yöneticisi, temsilcisi, merkez yönetim kurulu, başkanı yoktur. Bir mücadele yürüyecekse yine bu şekilde yürümelidir. Bir eylem örgütlenecekse, bir kampanya başlayacaksa, bir karar alınacaksa; tepeden inme değil yerelin, sokağın, halkın iradesiyle olmalıdır. Meclislerin bize öğrettiği en güzel şey; örgütlerin örgütlülüğü değil, toplumun örgütlülüğünün esas olduğudur. Topluma fikriyle, iradesiyle ve kararıyla içinde olabileceği mücadele mekanizmaları yaratmak bizi başarıya götürecek tek yoldur. Bu şekilde örgütlenebilir, genişleyebiliriz ve başarıya ulaşabiliriz.

Meclisleri toplumsallaştırmak birinci hedef olmalıdır. Özellikle örgütlüler ve bağımsız bir biçimde toplumsal mücadele içinde olan aktivistler meclisleri büyütmek için önemli bir görevi vardır.. Bu meclislerin hamallığını mücadele içinde olanlar yapmalıdır. En önemli görevleri ise mücadeleye katılamayanları, mücadeleye katmak olmalıdır. Toplumu politikleştirmek ve meclisleri toplumsallaştırmak için mücadele içinde bulunan herkesin kendinden ve örgütünden taviz vermesi, bir adım geride durması gerekmektedir. Eline megafon almamış, pankart tutmamış, eylem organize etmemiş, bildiri dağıtmamış insanlara bu görevlerde öncelik vermeliyiz ve karar mekanizmalarında onlara öncelik tanımalıyız. Halkı sadece oy kullanan veya eyleme katılıp yürüyen insan olarak görmek en büyük sorunlardan biri. Örgütlenmelerin en büyük sorunlarından ise biri emek hiyerarşisidir. Bir yapı içerisinde fazla emek veren kişi bir süre sonra bazen farkında olmadan, bazen bilinçli bir şekilde yapı içerisindeki diğer kişilere karşı emek hiyerarşisi uyguluyor. Sağlıklı ve uzun ömürlü yapılar kurmamız için hiyerarşinin her türüne karşı çıkmalıyız. Kısa süreli rotasyonlar uygulayıp, yeni katılımcılara öncelik vermeliyiz.

Başarılı ve başarısız örgütlenmeleri önümüze koyup; neyin doğru, neyin yanlış olduğunu analiz edip yolumuza devam etmeliyiz. Hayır Meclisleri içerisinde büyüyemeyen ve sönümlenen meclislerde oluşmuştur. Sönümlenen meclislerin neredeyse tamamına baktığımızda sadece siyasi örgütlerin yan yana gelip oluşturulduğu ve bağımsız bireylere ulaşılamayan meclislerdi. Kendini devam ettirebilen meclisler halka ulaşabilen ve halkında onları sahiplendiği meclislerdir. Gezi’den sonra sadece siyasi kurumların ittifakıyla kurulmuş bir çok ittifak vardır. Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği en son örneklerden biridir. Kurum temsiliyeti ile sadece siyaset sahnesinde var olanların sahip olduğu yapılar bugünün gerçekliğine tamamen aykırıdır. Başarısız olmaya mahkumdur. Meclisler ise bize başka bir yol olduğunu gösterdi. Halkın mücadeleye dahil olup söz sahibi olduğu, siyasi kurumları temsilci düzeyinde değil birey hukuku ile mücadeleye güç verdiği yapılar işliyor. Hayır Meclislerinde siyasi kurumlar örgütsel kimliklerini saklayarak, her bir katılımcıyla eşitlenerek mücadele etti. Meclislere örgütsel kararlarımız budur diye gelmedi geçmiş başarısız örneklerde olduğu gibi. Meclisler bu şekilde sağlıklı bir şekilde ilerledi ve tabanda kaynaşma sağlandı. Ülkeye demokrasiyi getirmek için önce kendi içimizde demokratik olmalıyız. Demokratik bir halk meclisi kavramını oluşturmalı ve bunu yaymalıyız. Bunu bir siyasi parti gibi değil toplumsal bir hareket olarak örgütlemeliyiz.

Hayır Meclisleri topluma Hayır demenin yolunu açan bir araçtı. Birçok meclis bu aracın mekanizmasını çok iyi kurdu ve büyüdü. Hayır mücadelesi büyüdü ve toplumsallaştı. Artık meclisler kendilerini yenilemelidir. Hayır mücadelesi sona erdi, halkın hayırı gayrimeşru bir şekilde çalındı, demokrasi ortadan kaldırıldı. Birinci hedef halkın doğrudan yönetime katıldığı bir yönetim biçimi için mücadele vermek olmalıdır.  550 kişinin halk temsiliyeti bile ortadan kalktı, 70 Milyon kişinin temsiliyeti bir kişiye devredildi. Ne yazık ki en dipteyiz. Bu bulunduğumuz çukurdan çıkmak için gerçek bir demokrasinin inşası için mücadele vermekten başka çaremiz yok. İkinci hedef ise adaletli mücadelesidir. Darbelerin üzerinden geçtiği, gayrimeşru referandumların talan ettiği toplumsal sözleşmenin halka adalet getirmesi imkansız duruma gelmiştir.   Meclisler adaletli bir toplum sözleşmesine giden yolun mücadelesini vermek zorundadır. Meclisler her bir toplumsal mücadele alanını zorlayarak bu toplumsal sözleşmeyi inşa etmelidir. Demokrasi ve adalet iç içe olan kavramlardır. Hayırda olduğu gibi toplumun tamamını kapsayacak asgari bir müşterektir. Meclisler bu iki temel üzerinde mücadele haritasını oluşturmalıdır.

Demokratik yapılar kurup, tüm illerde örgütlenip, halkı mücadeleye dahil edemezsek; yenilmeye mahkum bir şekilde yaşamaya devam edeceğiz. Gezi’den sonraki 4 Yıllık sürece bakarsak AKP üzerimizden silindirle geçti. Bir çok yenilgi bıraktık arkamızda. Bugün ise yine bir seçim yapacağız. Ya birlikte durup, güçlü bir toplumsal hareket yaratıp, her türlü zorluğa karşı halkla birlikte güçlü bir şekilde mücadele edeceğiz; ya da yok olana kadar yenilmeye devam edeceğiz..

Check Also

Toplumsal Mücadelenin Önündeki Engeller ve Örgütlülük Kavramının Değişimi – Eymen Demircan

Toplumsal Mücadelenin Önündeki Engeller ve Örgütlülük Kavramının Değişimi Eymen Demircan Bugün Türkiye’de toplumsal muhalefetin zayıf, ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir