Home / Bayraksız Yazılar / David Harvey: Sol teorik ve taktiksel araçlarını yeniden düşünmelidir

David Harvey: Sol teorik ve taktiksel araçlarını yeniden düşünmelidir

Aktivist kolektif AK Malabocalar’ın David Harvey’le ROAR Magazine için yapıtğı ropötajın kısa bir özetini Mehmet Baki Deniz çevirdi…

 

Günümüzün önde gelen Marksist düşünürlerinden David Harvey, sermaye birikimi sürecindeki yeni eğilimleri, çağdaş sınıf mücadelelerinde kentsel alanın anti kapitalist mücadele ve örgütlenme için taşıdığı önemi AK Malabocalar ile konuştu…
 

AK Malabocas: son 40 yılda,küresel sermaye  üretim biçimi değişti. Bu değişimler kapitalizme karşı mücadele için ne anlama geliyo ? 

David Harvey: Makro perspektiften, herhangi bir üretim biçimi kendine münhasır, ilginç bir şekilde kendisinin ayna görüntüsü olan çok farklı bir muhalefet üretmeye meyillidir, Sermayenin hiyerarşik, büyük şirketler üzerinden organize edildiği  1960 ya da 70lere bakarsanız, aynı şekilde muhalefet odakları da daha hiyerarşik, korporatist sendikal yapılara dayalıydı. Diğer değişle, Fordist system fordist tipli bir muhalefet üretti. özellikle de gelişmiş endsütriyel ülkelerde bu tarz bir endüstriyel üretim biçiminin yok oluşuyla,çok daha dağınık, ademimerkeziyetçi bir sermaye düzeniyle karşı karşıya kaldık: eskisine gore çok daha mekan ve zamana yayılmış bir sermaye düzeni. Aynı zamanda, eski hiyerarşik fordist dönem muhalefetini reddeden, daha çok ağ kurmayı ve ademimerkeziyetçiliği  destur edinmiş  bir muhalefetin yükselişine de tanık olduk bu dönemde. Eğer solun tam da eleştirdiğimiz şeyin ayna görüntüsü olduğunu görebilirsek, belki de yapmamız gereken, bu aynayı kırıp, bu eleştirdiğimiz simbiyotik ilişkiden kurtulmaktır.

… 

Güney Avrupa’daki örneklere bakarsak- Yunanistanda dayanışma ağları, İspanya ve Türkiye’de öz yönetim örnekleri- bu gibi örnekler toplumsal  hareketleri günlük hayat ve temel ihtiyaçlar çerçevesinde inşa etmek aısından çok önemli gözüküyor. Siz bu çerçeveyi umut verici görüyor musunuz ? 

D.H: Bence çok ümit verici. Ama kısıtlayıcı bir tarafı da var ve bu benim için bir sorun teşkil ediyor. Bu kısıt, bir noktada gücü eline almaktan kaçınmakla ilgili. Bookchin, son kitabında, anarşistlerin probleminin  gücü ve gücü ele geçirme kabiliyetinin önemini inkar etmeleri olduğunu söyler. Bookchin bu derece ileriye gitmez ama bence anarşistlerin problemi, devleti radikal dönüşüm için önemli bir araç olarak görmeyi reddetmektir.

Devleti bütünüyle düşman olarak görme eğilimi var. Ve kamunun hiç bir etkisinin olmadığı baskıcı devlet örnekleri oldukça ve bu örnekler bu eğilimi doğruluyor. Şüpheye hacet yok: kapitalist devlet alaşağı edilmek zorunda fakat devlet gücünü eline almadan, hızlı bir şekilde 1936 ve 1937de  Barcelona ve sonrasında tüm İspanya’da olan hikayenin içine düşüyorsunuz. Devleti, kudretinin olduğu bir noktada ele geçirmeyi reddederek İspanya’daki devrimciler, devletin tekrar burjuvazinin ve komünist partinin Stalinist öğelerinin eline geçmesine sebep oldular- ve tabii ki devlet yeniden organize olup direnişi çökertti.  

Bu 1930lardaki İspanya Devleti için geçerli olabilir, ama eğer günümüz neoliberal devletine ve sosyal devletin geri çekilişine bakarsak, ele geçirilecek, fethedilecek bir devlet mi kaldı ?

Öncelikle sol, büyük yapıları nasıl inşa edebileceğimiz sorusunu cevaplama konusunda pek de iyi bir durumda değil. Örneğin, Brooklyn köprüsünü nasıl inşa edeceğiz? Her toplum büyük yapılar üstüne kuruludur, su sağlama sistemi, elektrik vs.  Bence sol içerisinde, farklı türden örgütlenmelere ihtiyacımız olduğu gerçeğini kabul etme konusunda ciddi bir umursamazlık var.

Devlet kurumlarının içerisinde, hatta neoliberal devlet kurumlarının içerisinde, feci şekilde önemli olanları var- hastalıklarla mücadele merkezi mesela. Ebola ve benzeri küresel salgınlara nasıl tepki vereceğiz ? Üzgünüm ama bunu anarşizan kendi sorununu kendin çöz (do it yourself) yöntemleriyle halledemezsiniz. Küresel ısınma gibi bir problemlerle sadece ademimerkeziyetçi muhalefet biçimleriyle baş edemeyiz. Birçok sıkıntısana rağmen çok sıkça bahsedilen bir örnek, ozon tabakasının yok oluşunu önleyebilmek için kloro floro karbon gazlarının buzdolaplarında kullanımını yasaklayan Montreal Protokolüdür. Başarılı bir şekilde 1990larda yürürlüğe konuldu ve bunu başarmak mahalle meclisi tarzı bir örgütten çok farklı bir örgütlenmeyi gerektirdi.

 

Anarşist bir perspektiften, Dünya Sağlık Örgütü gibi devlet üstü kurumları bile aşşağıdan yukarı karar mekanizmayla, küresel düzeyde bir karar sağlanmasına olanak verecek federatif bir örgütlenmeyle ikame etmenin mümkün olduğunu söyleyebilirim. 

Bir noktaya doğru olabilir bu ama her zaman için hiyerarşi olacağının farkına varmalıyız ve her zaman için bu kararın iptal edilmesi ve hesapverilebilirlik meselelerinde problemlerle karşılaşacağımızın farkında olmalıyız. Örneğin, küresel iklim değişikliği problemiyle tüm dünya ölçeğinde uğraşan insanlarla,  yerelde, diyelim Hanoverda ‘neden onların dediklerini umursayalım ki ? ’  diye bir grubun pozisyonu arasında cetin bir ilişki olacak.

O zaman bir tarzda otoriteye ihtiyacımız olduğuna mı inanıyorsunuz ? 

Hayır. Her türlü otorite yapıları olacak- hep olacak. Gizli bir otorite yapısının olmadığı anarşistlerin bir toplantıya hiç katılmadım. Her zaman için, her şeyin yatayda örgütlendiğine yönelik bir fantezi vardır ama ben bir köşede oturup izler ve düşünürüm ‘Oh, bütünüyle bir hiyerarşik yapı var bu ortamda ama gizlenmiş.’

 

Consolidating Power

Check Also

Toplumsal Mücadelenin Önündeki Engeller ve Örgütlülük Kavramının Değişimi – Eymen Demircan

Toplumsal Mücadelenin Önündeki Engeller ve Örgütlülük Kavramının Değişimi Eymen Demircan Bugün Türkiye’de toplumsal muhalefetin zayıf, ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir